XVI. yüzyıl mutasavvıf şairlerinden Şâhidî İbrahim Dede’nin (ö. 957/1550) Mesnevî-i Ma‘nevî’den seçtiği beyitleri mesnevi nazım şeklinde biçimde şerh ederek meydana getirdiği Gülşen-i Tevhîd, Osmanlı tasavvuf geleneğinde Mesnevî etrafında teşekkül eden telif ve şerh faaliyetlerinin dikkate değer örneklerinden biridir. Müellifin seçtiği her bir Mesnevî beytini beşer beyitle açıklaması, esere hem didaktik hem de irfanî bir mahiyet kazandırmış; bu yönüyle Gülşen-i Tevhîd, Mesnevî şerh geleneği içinde kendine mahsus bir yer edinmiştir.
Telif, tercüme ve şerh şeklinde kaleme aldığı pek çok eseriyle XVIII. asrın önemli mutasavvıf simalarından biri olan Abdullah Salâhaddîn-i Uşşâkî (ö. 1197/1783) tarafından yapılan bu manzum tercüme ise Gülşen-i Tevhîd’in tespit edilen ilk tercümesi olarak dikkat çekmektedir. Farsça aslı esas alınarak manzum biçimde gerçekleştirilen bu tercüme, Mesnevî çevresinde şekillenen tercüme geleneğinin söz konusu yüzyılda da kesintiye uğramadan devam ettiğini göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Bu tercüme, eserin Osmanlı irfan muhitlerinde dolaşıma girmesini sağlayan metinler arasında yer almakta ve Mesnevî kaynaklı tasavvufî metinlerin farklı dönemlerde Türkçeye aktarılma sürecine dair somut bir örnek sunmaktadır.
3778 beyitlik Tercüme-i Gülşen-i Tevhîd, beyit sayısı olarak kaynak metinle birebir aynıdır. Bunda Salâhî’nin vezin ve anlamdan ödün vermemek adına tercümede metne büyük oranda sadık kalmasının etkisi büyüktür. Aynı şekilde hem Mesnevî’den seçilen beyitlerdeki hem de şerh kısmındaki ayet, hadis, Arapça ifadeler, peygamberler ve tarihî şahsiyetler ile mekân isimlerinin de tercümede korunmuş olması bunun göstergelerinden biridir. Bununla birlikte tercümede Salâhî’nin kelime ekleme, çıkarma ve değiştirmeler yaparak bazı tasarruflarda bulunduğu da anlaşılmaktadır. Ayrıca bu tercümede Mesnevî’den seçilen beyitlerin de tercüme edilmesi dikkat çekici bir husustur.
Salâhaddîn-i Uşşâkî’nin hayatına dair kaynaklarda, her ne kadar günümüze ulaşmamış olsa da kendisine nispet edilen bir Mesnevî tercümesinden söz edilmekte; ayrıca Mevlânâ’ya ait gazelleri şerh ettiği belirtilmektedir. Bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, Gülşen-i Tevhîd tercümesi, Salâhaddîn-i Uşşâkî’nin Mesnevî geleneğiyle olan irtibatının tabiî bir uzantısı olarak anlam kazanmaktadır. Bu çalışma, Abdullah Salâhaddîn-i Uşşâkî’ye ait Gülşen-i Tevhîd tercümesini gün yüzüne çıkararak Osmanlı tasavvuf literatüründe önemli bir boşluğu doldurmakta; Şâhidî’nin eserinin tarihî serencamının yeniden değerlendirilmesine imkân tanımaktadır. Bu yönüyle eser, Mesnevî merkezli tasavvufî metinlerle ilgilenen araştırmacılar için güvenilir ve kalıcı bir başvuru kaynağı niteliği taşımaktadır.
Dr. Hüseyin Şıra tarafından hazırlanan bu çalışmada Mevlânâ Müzesi Ktp., Türkçe Yazmaları Nr. 7752 nüshası esas alınmış, gerekli durumlarda Süleymaniye Yazma Eser Ktp., Mihrişah Sultan Nr. 174 nüshasından istifade edilmiştir. Eserin tespit edilen üç nüshası üzerinden metni ortaya konulmuş, şekil ve muhteva yönünden incelemesi yapılmıştır.